21 Ağustos 2014 Perşembe

Kelimelerin tarihi, bizim tarihimizdir.



Laiklik kavramı, modernleşme döneminde, fabrikada çalışmaya bağlı olarak ortaya çıkmış. O günün insanı; dini günlere, duaya, ibadete ya da tarıma bağlı olarak zamanını şekillendiren sıradan insanlar. Üretim işi fabrikalara taşınınca, zaman anlayışı da fabrikadaki üretim sistemi lehine değişir. Yani üretimi aksatmamak, üretimde yer alan insanların her anından yararlanmak, seri üretmek. Boş zaman kavramı da, fabrikadaki çalışma saatleri dışında kalan zaman için kullanılır. Vakti nakte çevirmek isteyen patronlar, üretim aşamalarını işçiler arasında bölüştürerek zaman kaybını büyük ölçüde önler. Böylece "an" olgusu ortaya çıkar.

Patronlar, hızlı üretim ritmine dayanamayan işçiyi rahatlatmanın yollarını da bulur. Eğlence ve alış veriş merkezleri, kafeler, sirkler, tiyatrolar... Fabrikadaki çalışma saatleri dışında kalan zamana verilen ad dikkat çekici: Boş zaman. Peki kime göre bu boş zaman? Tabi ki patronlara göre.

Hayatın doğal ritmi hızlanırken insanların içindeki boşluk da büyür. Büyüdükçe insan daha çok eğlenmeye, alışverişe, risk oyunlarına dalar. O günden beri iflah olmaz bir hastalık yakamızı bırakmaz: Kronik mutsuzluk.

Kelimeler aslında çok şeydir. Onlar kişilik giyebilir, onlar silaha dönüşebilir. Kelimelerle bir sınır çizebilirsiniz, hedefinizi  bölüp parçalayabilirsiniz. Kelimelerle, sunacağınız yemi parlatabilir, o parıltıyla hedefinizi  aşağılayabilirsiniz. Kelimelere, ilk kullanıldığı anlamdan öte anlamlar yükleyebilir, onları bir toplumun bünyesine salabilirsiniz. Artık kimyasal silahların vereceği zararı, asla tehlikeli görünmeyen kelimelerle verecek bir silaha sahipsiniz.

Bir nesne olmaktan öteye geçemeyen toplumların sınavı, kelimeleri bir silaha dönüştürebilecek dahilikte  olan toplum mühendislerinin oyunlarıdır. 


İnsanların kelimeleri, kelimelerin de insanları kullandığı tuhaf bir oyun.