26 Ağustos 2014 Salı

LEKE


Tüm şehirlere girdik, tüm evleri tek tek kontrol ettik. Şehir yollarının giriş çıkışlarını kapattık. Uyuyabiliriz. Bu gece nöbet tutmayalım. Nasıl olsa kaçamazlar. Tek bir düş dahi göremeyecek kadar yorgunlar. Sabah kafalarının karışıklığından dolayı güneşi bile görebileceklerini sanmıyorum. Uyuyalım. Belki bu gece bu kabustan uyanırız. 

Tanrım… Verdiğin tüm nimetler için sana şükrediyoruz. Kabuslar için bile. Kabusları nimet sınıfına sokmak belki yakışıksız, ancak senin hiçbir şeyi boş yere yaratmadığının bilincindeyiz. Yaratma sebebini anlamasak da sana şükrediyoruz. Şu anda kanımızı emen sivrisinekler için bile. Amin.

Silahları hazırlayın. Kuşuçurtmayın. Uçurtma uçuranları vurun. Bugün kurtuluş günümüzdür. Emirlere kesin bir itaatle uyun. Düşünmeyin. Sadece emredileni yapın. Kazanacağımız zaferle ödüllendirileceksiniz. Tarih sizin adınızı altın uçlu kalemlerle yazacak. Merak etmeyin, tükenmez altın uçlu kalemler olacak. Dilediğiniz kadar uzun zaferler kazanabilirsiniz. Haydi askerler, hücuuum!

Tanrım… Sana karşı dürüst olmak zorundayım. Hiçbirimiz ne yaptığımızı bilmiyoruz. Düşman kim bilmiyoruz. Burada ne işimiz var, bilmiyoruz. Bu savaş kimin için, bilmiyoruz. Zafer kimin olacak, bilmiyoruz. İnsanlar bir taşla ölebilir, bir kurşunla. Bazen ölmüyorlar. Ölseler bile dirençleri ölmüyor. Toprağın altında cesetleri çürürken, havaya karşan azot gazına dirençleri siniyor sanki. Bu havayı soluyanlar, bu direnç gücüne de erişiyorlar sonra. Sanki hiç kimse gerçekten ölmüyor. Gözümüzün önünden kayboluyorlar sadece. Fikirleri, inançları yok edemeyeceksek, neden öldürüyoruz bilmiyoruz. Bu yüzden silahlarımızı değiştirdik. Mürekkeple saldıracağız. Tanrım, silahlarımızdan çıkan kelimelere güç ve istikamet ver. Bu sefer başaracağız. Ülkedeki bütün ileri gelenleri etkilemeyi başardık, sıra geri gelenlerde. Sonra edeceğimiz tövbeleri de şimdiden kabul et. Amin.

Bütün cephelerden rapor getirin. Fethedilmemiş kaleler kimler, hemen tespit edin. Kelimelerimiz ve baskılarımız onları değiştirmiyorsa, reklam bombardımanına tutun. Bu da işe yaramazsa öldürün. Bu sefer cesetlerini yakacağız.

Tanrım… Bu savaşı senin istediğin söylendi bize. Sonuçta biz de emir kuluyuz. Gerçi bundan da şüpheliyim. Sana kulluk ediyorsak bundan neden başkaları memnun, biz neden mutsuzuz. Senin memnuniyetin, bizim mutluluğumuz değil mi? Sana kulluk etmiyorsak, neden bu saçma savaşı yapıyoruz? Amin.

Demek bu kaleleri fethedemiyoruz. Öyle ise onları öldüreceğiz ama bizim ellerimizle değil, kendi elleriyle. Şimdi geri çekilip olan biteni seyredelim. Mürekkebimiz okullara, hastanelere, iş yerlerine ve evlere dağıtıldı. Ektiğimiz fikirler kana karıştı. Artık savaşımız yavaş ama sürekli olacak. Kendi içlerinde çelişecek ve birbirlerini yoketmeye çalışacaklar. Biz sadece seyredecek ve dua edeceğiz. Dua dedim de, Tanrı’ya en yakın olanınız kimse getirin. 

Tanrım… Bu savaşla ilgili şüphelerim günden güne artıyor. Huzursuzum. Bu savaşı senin istediğinden artık emin değilim. Ne olur doğruyu bulmamda bana yardım et. Amin.

Demek Tanrı’ya en yakın olanınız vicdani ret hakkını kullanmış. Bir asker kaçağı, bir suçlu! Yine de onunla konuşacağım. Söyle kaçak, sence bu savaşı Tanrı mı istiyor?

-Belki istiyordur, ama senin kazanmanı istemiyor.

-Nerden biliyorsun?

-Yüzünü boyayan huzursuzluk lekesinden.