24 Ağustos 2014 Pazar

Mektup


İşte çay, işte sigara 
ve sonsuzlukmuş gibi görünen bir masa. 
Masada 60 yıllık bir harita. 
Sana bu mektubu bilmediğim bir dilde yazıyorum. 
Senin olmadığın bir sofra bu dünya.


İşte çay, işte sigara... 
Masaya sığan eski bir harita. 
Külüm üzerine düştüğünde yakacak bir Filistin bulamıyor, 
çayım Afrikaya döküldüğünde çaydan geriye hiçbir şey kalmıyor.

Sana bu mektubu bilmediğim bir dilde yazıyorum. 
Bu yazdıklarım bir inandırma çabasından öteye geçmiyor. 
Ay, Ayasofya ve Amazon kadınları, 
bugün kumdan bir pusula yolladık sana. 
Gökte; öykünen bir bulut, 
küçülüp dağılan bir coğrafyaya.

Sana bu mektubu bilmediğim bir dilde yazıyorum. 
Sen de bilme: Burası uzaktan kumandalı bir dünya 
Ve kumandayı kırmadan önce doyacak dünya kanına.

Kızım haritaya bakıyor, 
senin adını soruyor. 
Kapının önünden evsiz bir çocuk geçiyor. 
Üst komşu bize ne diyor ve sana 
bilmediğin bir dilde yazıyorum bu mektubu. 
Bilme evde nasıl rahat oturduğumuzu 
ve bunca alacaklıya verecek cevaptan yoksun oluşumuzu. 

Burası uzaktan kumandalı bir dünya 
ve kumandayı kırmak için ellerimize iman gerek.