2 Ekim 2014 Perşembe

İrşad İmparatorluğu


bazı söz esnafı, akıl bezirgânları

bazı kalem efendileri, tutuyorlar ya fenerlerini
kafanın içine senin, a ruhum,
a kuzum, a beyaz fare,
sen içini daha iyi göresin diye sanma bunu.

kiminin elinde fener, kiminin çıra, kiminin çakmak,
ayaklarının uçlarına basarak
kafanın içinde boş arsa arıyor bunlar, boş arsa,
yükseltmek için orada
iskambil kâğıdından süslü bir mabet,
bir babil kulesi,
ve onun gölgesinde de sana,
çukurda, çöplükte bir mezar evi belki, o kadar,
ama tenha sahillerinde gönlünün
köşkler, yalılar, kendilerine
ve tepede bir beyaz saray…

kafanı boş bırakma öyleyse, a ruhum,
a kuzum, a beyaz fare
( ve sen de akıllı okuyucu, )
kafana sahip çık, kafanın içine,
gönlünün mülküne…
çimen çiçek ek, ağaç dik her yere,
boş arsa bırakma ikisinde de.

evin olmasın, ne çıkar,
yeter ki aklının sahibi sen ol,
yeter ki hayalhanenin çatısı gökkubbe olsun,
açık havada yatarsın, kuzum,
göğün gözlerine baka baka
açık havada, mis gibi.

ruhun acıkırsa, aklının kıyısında oturur
Tanrının yerde, gökte ve kitapta
senin için yazdıklarını, indirdiklerini
başkasına bırakmaz, kendin okursun.
aklın acıkırsa, kalbinin kıyısında  oturur
hayat ırmağında oltayla balık avlarsın,
şairlerin yaptığı gibi.

bunu başarırsan – sadece ‘okyanusun ötesinden’ değil
aklın da, imanın da, kitabın da ötesinden,
cehlin çamurlu çizmeleri,
nefsin histeri nöbetleriyle
ne irşat imparatorları volta atabilir
kafanın içinde senin,

ne tapınak şövalyeleri,
ne alamut dervişleri,
ne de her sahile bir köşk kondurmak için
halkın gönlünde boş arsa arayan
yatılı kalem efendileri adım atabilir
gönlünde En Büyük’e ayrılan
has odanın eşiğinden içeri…

8 Şubat 2014
‘Yoksullar ve Yalnızlar İçin Tezler’ Kitabı