21 Nisan 2015 Salı

Sürekli Ergenlik

Çetin mücadelelerle dolu bir savaştan farksız hayatlarımız. Çocuklarımızın geleceğini kazanmak için, sistemin mecbur bıraktığı cephede zorunlu askerler olarak görev yaparken, bir yandan da, o mücadele içinde ihmal ettiğimiz sorumluluklar yüzünden, bir cephe daha açıyoruz evlerimizde, oturma odalarımızda. Yorgunluğun verdiği rehavetle biraz daha yükseltiyoruz insana yaslanan duvarlarımızı. Rüyalarımızda uçtuğumuz günler de geride kaldı. Kendi ağırlığımızın bin katı yük yükleniyor ve dik duruyoruz. Çok cepheli savaşımızda elde ettiğimiz zaferler, ruhumuzdaki o hiç doymayan mideye bir dilim daha atarken, tek cephede sürekli olarak kaybediyoruz: kendimizi.
Bu kadar mücadele arasında kendisiyle nasıl savaşabilir insan? Soruyu daha doğru bir şekilde soralım: Bu kadar mücadele arasında insan kendisiyle nasıl barışık olur?
Savaşta güç kadar strateji de önemli. Tüm enerjimizi savaş alanı olarak gördüğümüz hayatın günlük işlerine harcarken, ne aklımız strateji üretebiliyor, ne de bu koşuşturmada bedenlerimiz dinç kalıyor. Düşmanı alt etmeye odaklanmak, kaybeden/kazanan ikileminde kalan insan için asla kendisinin kazanamayacağı bir savaşta kendinden taraf olmak demek.
Her savaşın insanlığın (!) yararına bir icada sebep olduğunu düşünürsek, kişinin kendiyle savaşının yegâne ürünü kişisel gelişim kavramı olsa gerek, hem de yine insanlığın (!) yararına olduğu iddiasını yüklenerek. “Kendimi seviyorum, kendime rahat bir yaşamı seçiyorum, kendimi bağışlıyorum…” Yine kişisel gelişimin bir uzantısı gibi görünen “genç kalmak, sağlıklı yaşamak” gibi sloganlarla, beton ormanların arasına yer yer serpiştirilmiş koşu ve park alanlarında yükselen yeni bir cephe daha açıyoruz kendimize. Savaşımızı bedenlerimiz üzerinden sürdürmeye devam edeceğiz anlaşılan. Sokaklarda takım elbise yerine eşofman ve spor ayakkabıyla dolaşarak, “sağlıklıyım, yaşlanmayacağım” diye mesaj gönderiyoruz kendimize, çevremize, evrene. Yaşam biçimlerinin kolayca birer ideolojiye dönüştüğünü göz önünde tutarsak, en sağlıklı ideolojiyi keyifle tüketeceğiz anlaşılan. Kapitalizmin bir cilvesi olarak sürekli ergenliği arzulayacağız.

kanımız yoğunlaşırken damarlarımızda
korkma, ağaçlar da dökülüyor tepelerden
biçimsizliğe evriliyor şehir, su, ova
gökdelen gökdelen ağarıyor gökyüzü

kaskatı kesilmiş yeryüzünün
taş gibi kadınları taş gibi adamları
koşuyorlar yeni bir ergenliğe
dünyanın ihtiyar göbeğinde